Yaşam Koçu İle; Duygusal Denge

İnsan hayatının en görünmez ama en belirleyici alanı duygularıdır çünkü çoğu zaman karar verdiğimizi sandığımız anlarda aslında hislerimizin yönlendirdiği patikalarda yürür, mantığımızı direksiyonda zannederken kalbimizin gaz pedalına bastığını fark etmeyiz ve işte tam da bu yüzden duygusal denge yaşam koçluğu perspektifinde lüks değil zorunluluktur. Duygusal denge, hissetmemek değildir aksine yoğun hissedebilmek ama o yoğunluğun içinde kaybolmamaktır, öfkeyi inkar etmeden onu yıkıcı bir silaha dönüştürmemektir, kırgınlığı bastırmadan onu pasif agresif bir zehre çevirmemektir, sevinci yaşarken bağımlı hale gelmemektir çünkü duygu bastırıldığında patlar, kontrolsüz bırakıldığında yakar bilinçle yönetildiğinde ise dönüştürür.

Kalbin direksiyonunun kimde olduğu sorusu, aslında insanın olgunluk seviyesini ele verir eğer biri tek bir cümlesiyle bütün gününü mahvedebiliyorsa, eğer bir mesajın geç gelmesi seni değersizlik girdabına sürüklüyorsa, eğer eleştiri aldığında savunmaya geçmeden duramıyorsan, direksiyon başkasındadır ve sen sadece yolcusundur. Duygusal denge, tepki ile cevap arasındaki o küçücük ama hayat kurtaran mesafeyi koruyabilmektir çünkü tepki refleksle gelir, cevap bilinçle seçilir ve bu seçim anı insanın karakterini inşa eden atölyedir.

Birçok insan güçlü görünür ama aslında duygusal olarak tetiklenmeye çok açıktır küçük bir reddedilme hissi, eski terk edilme yaralarını canlandırır, basit bir eleştiri çocuklukta duyulan yetersizsin cümlesini tekrar aktive eder ve kişi bugünü değil geçmişi yaşamaya başlar, işte bu noktada denge, geçmişin gölgesini bugünün üzerine düşürmemektir. Duygusal denge aynı zamanda kendini tanımayı gerektirir hangi durumlarda savunmaya geçtiğini, hangi sözlerin seni küçülmüş hissettirdiğini, hangi davranışların içinde kıskançlık ya da korku uyandırdığını bilmeden sakin kalmak mümkün değildir, çünkü bilinmeyen duygu yönetilemez, sadece bastırılır ve bastırılan her şey bir gün başka bir yerden sızar.

Kalbin direksiyonu sende olduğunda, öfkelendiğinde bağırmak yerine durmayı seçebilirsin, kırıldığında intikam planlamak yerine sınır koyabilirsin, sevdiğinde kendini tamamen feda etmek yerine değerini koruyabilirsin çünkü denge, duyguyu yok etmek değil, duygunun seni yok etmesine izin vermemektir. İlişkilerde duygusal denge özellikle kritik bir sınavdır sevgi adına aşırı fedakârlık yapmak çoğu zaman romantik bir erdem gibi görünse de uzun vadede kişinin içini boşaltır, çünkü sürekli veren ama ihtiyaçlarını dile getirmeyen bir kalp zamanla kırgınlık üretir ve o kırgınlık sessizce birikir, ta ki bir gün beklenmedik bir öfke patlamasına dönüşene kadar.

Denge, ben de varım diyebilmektir hem sevmek hem sınır koymak, hem anlayış göstermek hem kendini ezdirmemek, hem affetmek hem de aynı hataya tekrar izin vermemek demektir ve bu bilinç, insanı manipülasyondan koruyan en güçlü zırhtır. Duygusal olarak dengeli bir insan, dış dünyanın kaotik dalgaları arasında savrulmaz eleştirildiğinde çökmek yerine değerlendirme yapar, reddedildiğinde değerini sorgulamak yerine uyumsuzluğu kabul eder, kaybettiğinde kendini kaybetmez çünkü özdeğerini başkalarının davranışlarına bağlamamıştır.

Kalbin direksiyonu sende olduğunda, mutluluğunu birinin varlığına, huzurunu bir mesajın zamanına güvenini bir başkasının onayına bağlamazsın çünkü bilirsin ki duygusal bağımsızlık, yalnızlık değildir aksine sağlıklı bağ kurabilmenin ön koşuludur. Sonuç olarak duygusal denge, insanın içindeki fırtınayı inkar etmesi değil, o fırtınada gemisini batırmadan yol alabilmesidir kalbin sesini susturmadan ama onu tek otorite yapmadan, akılla duygunun arasında bilinçli bir köprü kurabilmektir ve o köprü kurulduğunda artık hayatın direksiyonunda başkaları değil, sen varsındır.

Yorumlar

Popüler Yayınlar