Hayat Bir Stand-Up Sahnesiyse; Yaşam Koçu Sahne Arkasındaki Akıl Hocasıdır

Yaşam koçluğu çoğu insanın sandığı gibi yalnızca hedef listeleri, sabah rutinleri ya da motivasyon cümlelerinden ibaret değildir; aslında yaşam koçluğu, insanın kendi hayatına dışarıdan bakabilmesini sağlayan nadir aynalardan biridir ve bu ayna çoğu zaman ciddi olduğu kadar ironik, düşündürücü olduğu kadar da hafif alaycıdır. Çünkü hayat, planlandığı gibi ilerlemeyen anlardan oluşur ve insan genellikle tam o anlarda kendine en sert eleştirmeni seçer; iç ses yükselir, yargılar artar, “ben yine başaramadım” cümlesi zihnin ortasına oturur ve yerinden kalkmaz.

İşte yaşam koçu tam bu noktada devreye girer ama beklenildiği gibi kaşlarını çatıp öğütler sıralayarak değil; aksine, duruma hafif bir tebessümle yaklaşarak, hatta bazen ince bir mizah dokunuşu ekleyerek. Çünkü yaşam koçu bilir ki insan kendine çok ciddiyetle yüklendiğinde ilerleyemez, hata kutsallaştırıldığında değil, anlaşılır hale geldiğinde dönüşüm başlar. Bir danışan “of, bu işi batırdım” dediğinde yaşam koçu için bu bir felaket bildirimi değil, üzerinde çalışılabilecek bir sahnedir; sanki hayat küçük bir prova yapmıştır ve şimdi asıl oyuna geçmeden önce neyin işe yaramadığını göstermektedir.

Başarısızlık, yaşam koçunun gözünde bir son değildir; bir ara duraktır. İnsan çoğu zaman başarısızlığı kişiliğine yapıştırır, “ben başarısızım” der, oysa yaşam koçu bu cümleyi hemen parçalar ve şunu hatırlatır: Sen başarısız olmadın, bir yöntem işe yaramadı. Bu küçük dil değişikliği bile insanın omuzlarındaki yükü hafifletir, çünkü artık sorun kimlikte değil, süreçtedir ve süreç değiştirilebilir.

Mizah tam da bu noktada devreye girer, çünkü gülümseyen bir zihin savunma duvarlarını indirir. İnsan kendine gülebildiği anda hatasını saklamak zorunda kalmaz, aksine onunla temas kurar. Yaşam koçu bazen tek bir cümleyle haftalardır taşınan bir yükü hafifletebilir; “bak,” der, “bunu yıllar sonra anlatırken güleceksin, o zaman neden şimdi biraz erken gülmeyelim?” Bu cümle basit gibi görünür ama insanın hata ile kurduğu ilişkiyi kökten değiştirir.

Günlük hayatta hepimizin yaşadığı o küçük ama can yakan anlar vardır; yanlış atılan bir mail, yanlış anlaşılan bir cümle, kaçırılan bir fırsat, ertelenen bir karar. Sosyal hayatta bu anlar çoğu zaman komik GIF’lere dönüşür, arkadaş sohbetlerinde gülerek anlatılır ama kişi yalnız kaldığında aynı anlar utançla, pişmanlıkla ve suçlulukla yeniden oynatılır. Yaşam koçluğu tam da burada devreye girerek şunu öğretir: Eğer bir anı başkalarına gülerek anlatabiliyorsan, kendine de aynı mesafeyi tanıyabilirsin.

Yaşam koçu başarısızlığı parlatmaz ama karartmaz da; onu olduğu yere koyar. Ne yüceltilmiş bir travma, ne de görmezden gelinen bir detaydır başarısızlık. O, dönüşümün ham maddesidir. İnsan bunu fark ettiğinde, hayatındaki tökezlemeler anlam kazanmaya başlar ve her hata, “bir daha asla” değil, “bir dahaki sefere nasıl” sorusuna dönüşür.

Aslında yaşam koçlarının en büyük sırrı burada saklıdır: Hayatı bir sınav kağıdı gibi değil, tekrar tekrar sahnelenen bir oyun gibi görmek. Bazen replikler unutulur, bazen sahne ışığı yanlış yerden vurur, bazen alkış gelmez ama oyun bitmez. Oyun devam eder ve her sahne bir sonrakini biraz daha güçlü kılar. Yaşam koçu, danışanına bunu öğretirken yüksek sesle bağırmaz, dramatik konuşmalar yapmaz; sadece doğru soruyu doğru anda sorar ve insanın kendi cevabını bulmasına alan açar.

Sonunda kişi şunu fark eder: Başarısızlık, hayatın ona taktığı bir çelme değil, yön değiştirmesi için verdiği küçük bir işarettir. Ve bu farkındalık geldiğinde, insan artık hatalarından kaçmaz, onlarla çalışır. Güler, düşünür, öğrenir ve yoluna devam eder. İşte tam da bu yüzden yaşam koçluğu, yalnızca başarıya ulaşmakla ilgili değil; yolda kalmamakla ilgilidir. Çünkü kahkahayla yoğrulmuş bir farkındalık, çoğu zaman en sağlam başarı hikayesinin başlangıcıdır.

Yorumlar

Popüler Yayınlar