İnsan çoğu zaman hayatında yaşadığı yorgunlukların, kırgınlıkların ve tükenmişlik hallerinin nedenini dış koşullarda arar; oysa derine inildiğinde görülen şey, çoğunlukla sınırların sessizce ihlal edilmesine izin verilmiş olmasıdır ve bu ihlaller bir kez başladığında, zamanla normalleşir, alışkanlığa dönüşür ve kişi farkına varmadan kendi hayatının kenarından çekilir.

Yaşam koçluğu perspektifinde sınır koymak, sertlik ya da bencillik değildir; aksine bu, insanın kendisine duyduğu saygının en görünür halidir, çünkü sınır koyamayan kişi başkalarına değil, kendi değerlerine karşı savunmasızdır. Disiplin de tam bu noktada devreye girer; disiplin, hayatı daraltmak için değil, onu dağılmaktan korumak için vardır.

Bir insan “hayır” diyemediği her durumda biraz daha yorulur, çünkü her evet aslında istemediği bir yükü sırtlanmak anlamına gelir ve bu yükler zamanla ahlaki pusulayı da bozar; kişi neye neden katlandığını, neyi neden kabullendiğini açıklayamaz hale gelir. İşte burada ahlak, başkalarına karşı sergilenen bir erdem olmaktan çıkar ve kişinin kendisine karşı dürüstlüğü olarak yeniden tanımlanır.

Sınırlarını bilen insan, başkalarının beklentilerini değil, kendi kapasitesini referans alır. Disiplinli olmak, her şeye katlanmak değil; neye katlanmayacağını net biçimde bilmektir. Bu netlik olmadığında, iyi niyet sömürüye, sabır değersizleşmeye, fedakarlık ise sessiz bir öfkeye dönüşür. Yaşam koçu bakışında esas mesele, insanın kendi iç düzenini kurabilmesidir; çünkü iç düzeni olmayan bir hayat, dışarıdan ne kadar başarılı görünürse görünsün, içeriden çökmeye mahkümdur.

Ahlak burada soyut bir kavram değildir. Ahlak, sabah kalktığında kendine saygını kaybetmeden aynaya bakabilmektir. Kendine verdiğin sözleri tutmak, başkalarının sana yüklediği rollerden daha değerlidir. Disiplin, iradenin kası gibidir; kullanılmadığında zayıflar, zorlandığında güçlenir. Ama bu güç, başkalarını kontrol etmek için değil, kendini dağıtmamak için gereklidir.

Yaşam koçluğu, insanı sürekli motive eden bir ses değildir; bazen dur diyen, bazen yavaşlatan, bazen de “burada kendinden vazgeçiyorsun” diye uyaran bir farkındalıktır. Sınırlarını korumayan kişi zamanla ahlaki pusulasını başkalarının eline verir ve bu, insanın kendi hayatında misafir gibi yaşamaya başlamasıyla sonuçlanır.

Disiplinli bir hayat, katı bir hayat değildir. Aksine bu, enerjinin doğru yerlere akmasını sağlayan bir düzen kurmaktır. Herkese açık bir kapı olmak, erdem değil; seçici olmak, bilinçtir. Her çağrıya cevap vermek olgunluk değil; bazı çağrılara sessiz kalabilmek, ruhsal denge işaretidir.

Sonuçta yaşam koçluğu şunu hatırlatır: Sınırlarını korumayan, değerlerini koruyamaz. Değerlerini koruyamayan, yönünü kaybeder. Yönünü kaybeden ise ne kadar hızlı giderse gitsin, kendine varamaz.

Yorumlar

Popüler Yayınlar