Yaşam Koçundan Tavsiye; Herkese İyi Olmanın Sessiz Tükenmişliği
İnsan çoğu zaman fark etmeden, kendini bir denge çubuğunun üzerinde yürür gibi yaşarken bulur; bir yanda kırılmasın diye sesini alçaltığı insanlar, diğer yanda bozulmasın diye susturduğu kendi iç sesi vardır ve bu iki uç arasında her gün biraz daha incelen bir sabır ipiyle ayakta kalmaya çalışır, oysa kimse ona bu ipin aslında kendi ellerinde yavaş yavaş lif lif çözüldüğünü söylemez.
Herkese iyi olmak ilk başta bir erdem gibi görünür; anlayışlı olmak, alttan almak, idare etmek, empati yapmak kulağa olgunluk gibi gelir, hatta çoğu zaman “ne kadar güçlü bir insan” iltifatlarıyla beslenir, fakat yaşam koçluğu perspektifinden bakıldığında bu hal, uzun vadede alkışlanan bir fedakarlıktan çok, sessiz bir tükenişin prova sahnesidir. Çünkü insan sürekli iyi oldukça, çevresi onun sınırlarını değil, yokluğunu ezberler; sen sustukça karşı taraf konuşmayı hak sanır, sen idare ettikçe seni zorlamak normalleşir, sen anlayış gösterdikçe senden daha fazlası beklenir ve bir süre sonra iyi olmak bir tercih değil, senden otomatik olarak talep edilen bir görev haline gelir.
Asıl tehlike burada başlar: İnsan bir gün yorgun hissettiğinde, bir gün “bugün iyi olamayacağım” dediğinde, karşısında anlayış değil şaşkınlık bulur; çünkü sen herkese iyi olmaya o kadar alışmışsındır ki, çevren seni bir insan değil, bir tampon alan, bir duygusal sünger, bir sorun çözücü gibi görmeye başlamıştır. İşte bu noktada tükenmişlik sessizce yerleşir; öfke bağırmaz, yorgunluk hemen kendini göstermez, sadece sabahları uyanmak biraz daha zorlaşır, aynada bakılan yüz biraz daha yabancılaşır, “ben ne istiyorum?” sorusu cevapsız kalır.
Yaşam koçluğu şunu söyler: Herkese iyi olmak, kimseye gerçekten iyi gelmez; çünkü içinde bastırılmış bir kırgınlık, ertelenmiş bir ihtiyaç, ötelenmiş bir benlik varsa, bu iyilik sürdürülebilir değildir. İnsan iyi olmak isterken kendine haksızlık yapıyorsa, bir süre sonra bu iyilik sevgi değil, zorunluluk üretir; zorunluluk ise içten içe insanı kemiren bir yük haline gelir. Bu yüzden sınır koymak bencillik değil, ruhsal hijyendir; “hayır” demek kaba olmak değil, kendine sadık kalmaktır; her şeyi taşımamak zayıflık değil, bilgeliktir.
Gerçek denge şurada saklıdır: İyi olmak ile kendini yok saymak aynı şey değildir. İyi insan, herkesi memnun eden değil; kendini kaybetmeden başkalarına temas edebilen insandır. Bazen geç cevap vermek, bazen geri çekilmek, bazen “buna gücüm yok” demek, ruhun nefes alması için açılan küçük ama hayati pencerelerdir. Ve yaşam koçu şunu hatırlatır: Sen sürekli iyi oldukça değil, gerektiği yerde durabildiğinde güçlenirsin; çünkü insan ancak kendine iyi olduğunda başkalarına gerçekten iyi olabilir.
Herkese iyi olmaya çalışırken kendini tüketiyorsan, sorun senin yetersizliğin değil; sınırlarının uzun süredir ihmal edilmiş olmasıdır.



Yorumlar
Yorum Gönder